Köşe Yazıları

VE İNSANLA DOĞDU ZULÜM

Kızıl güneşin alnına yerleştirilmiş metrelerce uzunlukta bir çarmıha dizilmiş ölümlü bedenlerden tek bir inilti bile duyulmuyordu.Sessiz çölün ortasında akrepler zehirlerini boşaltmak için herhangi bir canlı ararken, engerek yılanları sıcağın uyumuyla zikzaklar çiziyorlardı kızgın kumlarda.Ölüm,nefesini sıcak çöl yeline karıştırmış kol geziyordu çatlamış dudaklarda.Bedenlerin irin bağlamış kalın yaralarından kurumuş kanlar dökülüyordu ayak uçlarına.Göz kapaklarına çökmüş yorgunluk geçen her saniyenin yaşlandırıcı özelliğini fazlasıyla hissettiriyordu.Tanrı bile insannın insana ettiği bu işkenceden kendini sorumlu tutmazken,şeytanın yüzü kızarıyordu yapılanlar karşısında.Melekler ve perilerse çoktan istifa etmişlerdi bu utanç manzarasından dolayı. Uzak yollardan ve diyarlardan gelen korkunç çığlıklar göğün yüzünden boşalırcasına cansız topaklarda can bulup hissiz bedenlere acı çektiriyorlardı.Ey zulüm, hangi tarihte hangi canlının sancısında doğdun.Hangi öfkenin ve kinin dinmez tohumusunki insanı insana kırdırırsın. Sessizliğin hakim olduğu dünya coğrafyasında binlerce kimyasal kan kusarken ve bunun sonucunda doğayla birlikte binlerce masum canlı can verirken insanlıkta vicdanını yitiriyor günbe gün.Bir ölümlünün ölümlüye yaptığı bunca işkenceyi,ölümsüz cinlerin kendi dünyalarında hüzünden ölmelerine sebep oluyor.Ve çöle dönen dünyada çarmıhtaki bedenler ölümü sevinçle beklerken isyankar yüreklerinde umut gemisi çoktan alabora olmuştu.Kimbilir hangi karanlık hücrelerde can çekişen kaç masum düşlerinde insanlığın çöküşüne lanet ediyor.Ve kimbilir kaç korkunç cellat binlerce ölümü ve acıyı diriltmek için kılcını kanla biliyor.

Facebook Yorumları

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Check Also

Close
Close