Köşe Yazıları

KENDİ DİLİMİZDEN SÜZÜLSÜN DİYE TÜRKÜLERİMİZ…

– Çocukluğumun yedi yaşında, dilimin yüreğimden tek ritimde aktığı, dedemin ayaklarıyla güreştiğim ve soyduğu elma kabuğuna talim ettiğim zamanlardı. Başka dünyaları tanımak bir yana, görünen dağın ardını zihnimde masallaştırdığım vakitlerdi. Annemin keçel masallarını o görünen dağın ardında yaşanıyormuş inancı ile yorumlar ve hep bir hüzün ile bakardım o yöne. Hüznümü yüreğimden dilime akıtır, bir türkü olur yele karışırdım. Bazen bir serçe, bazen bir kırlangıç yüreğinde demlenir, anamın babamın ömürlerine ömürler dilerdim. İklimimde binlerce mevsim ve sayısız renk vardı. Gökyüzünden bulutlar çeker suyuna şeker eklerdim ki tatlı yağsın ömrümüze diye. Bazense içine gizlenir tanrısal uykulara dalardım. Uykularımın düşlerine bildiğim tüm âlemleri ekler ve her bir cana, usanmadan ‘‘merhaba’’ derdim bildiğim tek dille. Düşümde Dilimi bilmeyen yoktu. Her canlı benim dilimden konuşurdu. Belki de onlar benim yüreğime aktıkça dilime dönüşüyordu sesleri. Hep birlikte bütün güzelliklerin ahengi ile türkü söyler, kimi zaman ağlar, kimi zamansa gülerdik. Ama bütün türkülerin sonunda hep huzur bulur ve yüklerimizden arınırdık.

– Sonra büyüdük ve büyüdükçe masallarımızın dokunulmazlığı kalktı. Korkunç lavları değdi dilimize zalim dillerin. Yüreklerden akan saf sesler çatallaştı ve çocukluk düşlerindeki tüm renkler soldu. Dilimize yabancılaştık ve sesimiz ile olan dostça uyumumuzu yitirdik. Oysaki biz tüm dillerin hep bir yürekten tek ses olup akmasını ne çok severdik.

– Dilimizden yaralanmış ve sesimiz burukken, uzaktan, ta Almanya’dan yüreklerini dillerinde bütünleştirmiş dostlarımız bir nefes olup Kırmancki (Zazaca) türküler yakıp kulaklarımızda esmeye niyetlenmişler. Diyorlar ki; her dil doğduğu yürekten nefes alır. Şayet yürek başka dile boyun eğerse o vakit kendi dilimiz soluksuz kalır ve zamanla ölür. Dilimiz ölmesin, yüreğimiz Kırmancki (Zazaca) süzülüp sesimizi yele versin diye bir araya gelip türkü söyleyeceğiz. Biliyoruz ki herkes en güzel türküyü kendi dilinde söyler. Neslimiz gelecekte de dilinin varlığını sürdürebilsin diye bir katkıda bizden olsun. Belirlediğimiz türküleri albüm haline getirip sizlere de ulaştırmak istiyoruz. Dilimiz ile birlikte kaybolmaya yüz tutmuş kültürümüzü yaşatmak için çeşitli projeler gerçekleştirerek, gençlerimizi kendi kültürlerine yabancılaşmaktan uzaklaştırmak ve bu projelere dâhil etmek istiyoruz. Çıkaracağımız albümü satarak bu tür projelere finans yaratmak niyetindeyiz. Albümden elde edilecek bir miktar parayı köy evi projesine, bir miktarını ise diğer projelere aktarcağız. Biliyoruz ki fikrimiz birdir, tıpkı özümüz gibi.

– Ben bu projeyi duyunca inanınki çok sevindim. Zamanın hükmüne yenik düşmemek için bu çabayı çok anlamlı buluyor ve yürekten destekliyorum. Kim bilir? Belki bu ve benzeri çabalar sonucunda her çocuk kendi dilinde masallar dinler.

YOLDAŞ ZORLU

Facebook Yorumları

Related Articles

13 Comments

  1. gün gelecek türkülerimiz sadece maslallarda olduğu gibi masalı anlatan kişiyle hüküm kalacak, zaman içinde stranlarımız lorilermiz kendi dilimizden kendi kültürümüzden yok olup gidecek, ya da farklı kültürler arasında eriyip gidecek, onun için bu projeyi gönülden destekliyorum… herşey gönlünüzce olsun…

  2. Benimde basima gelen en güzel sey köyümde yasadigim cocuklugumdur. Izlerini tasiyor tasiyacagim. Köyümün yazin tozunu kisinda camurunu, yagmur yagarken tasan derelerini, ve sonrasinda tarlalarda ki yesilliklere bakarken icime dogan huzuru unutmadim. Bu projede yer aldigim icin cok mutluyum kendi dilimde türkü söylemek, dilimin varligini sürdürebilmesi icin katkida bulunduysam ne mutlu bana. Simdiden destekleriniz icin tesekkürler. Inaniyorum ki her cocuk kendi dilinde masallar dinleyecek.

  3. Asimilasyon bir insanlık suçudur! Türkiye de 34 farklı dil ve kültür bulunmaktadır fakat tek bir dil, tek bir ırkta birleşme fanatikliği insanları kör etmiştir, vahşileştirmiştir. Her kültürden ve ırktan her insanın kendi kimliğiyle yaşaması kadar kendi ana dilini konuşması kadar doğal bir isteği olamaz ve doğal bir hakkı… Türkiye de 6 milyon kürt çocuğu kendi dilini öğrenemiyor ve asimile oluyor! bu dikkat çekici bir durumdur çünkü ilerde kaybolmaya yüz tutacak bir dil ve kaybolmaya yüz tutacak bir kültürle karşı karşıyayız .. bizim kültürümüzle! Her sabah çocuklara (bizler böyle büyüdük) “ne mutlu türküm diyene” ve “varlığım türk varlığına armağan olsun” tekerlemeleriyle bir eğitim öğretim sabahına başlatıyorlar. Bu asimilasyondur, hem de çok gaddarca, sinsice…dil bir milletin varlığıdır yaşam damarıdır.. önemli olan bunu korumaktır ve korurken milliyetçiliğin kör kuyusuna düşmemektir! bu saplantılı ruh haline bürünmemektir, çocuklarımıza gelecek nesillere bir kimliği öğretirken bir dili öğretirken eşitliği, sevgiyi, hümanizmi, halkların kardeşliğini ve birliğini öğretmeli ve bu yolda ilerlemeliyiz…
    Sildim bakışlarımı haritalardan, ne oralıyım ne de buralıyım,
    dünya üzerinde bir yerdeyim,
    herhangi bir yerde..
    oralıyım buralıyım ne farkeder
    gönlümüz birdir dost bahçesinde ( eylem)
    Ve bu arada buraya yazma amacım projenin çok anlamlı ve güzel olduğunu belirmekti… Tebrik ederim hepinizi..

  4. Gelisen Projenin varligindan kisa bir süre önce haber dar oldum. Genelinde bu tür gelismeler hepimizi sevindiriyor ve bu tür projeler bizleri daha da birbirimize yakinlastiriyor ve güclendiriyor. Cani gönülden destekliyorum.

    Ama ben köyde ve köy disinda yasadigim sürecde türkülerimizin sadece, Yoldas arkadasin in degindigi gibi Zazaca söylendigini hatirlamiyorum. Örnegin bir “kecelo” ve daha bir cok türkülerimizin dili zazaca degil, ama türkülerimiz ve severek söyledigimiz ve dili Kurmanci. Ben bu iki dilden Türkülerimizi dinlerken zevk aliyorum, cünkü ikisinde benim ana dilim.

    Yani deginmek istedigim su.

    Umarim burda bir zazacalik yapma gibi bir yaklisimlan karsilasmayiz, ki buda
    bizlere zarar verir.

    Saygilarimlan

  5. Eylem Teke arkadaşıma özellikle teşekkür etmek istiyorum. Çünkü; kendisinin, sorunumuz olan dil ve asimilasyon problemine duyarlı yaklaşımı ve yerel olan sitemizi takip etmesi beni mutlu etti. Bu yazıyı yazmamdaki amaç, Kürtçe veya Zazaca dillerini birbirinden ayırmak ya da bir tür zazaca şovenistliği yapmak değil. Bunu belirtmkte yarar var diye düşünüyorum. Ben ilkokulu köyde bitirdim. Yani onbir yaşına kadar sürekli köyde yaşadım ve tüm dünyam oradan ibaretti. Türkçe’yi yedi yaşında ilkokula başlarken öğretmen baskısı ile iki yılda zar zor söktüğümü hatırlıyorum. İnanın bana o dönemler kabus gibiydi. Bu durumu yazımda masallaştırarak anlatmaya çalıştım. Fakat İrfan Zorlu’nun dediği gibi türkülerimiz hep kurmanci değil. Burada bir yanılgısı var. Ben hep anımsarım. İzzet amcanın ”Fezmeleke” türküsünü, Ali’ye İsmail’in ”ha fiki fiki” ya da anonim olan ”xımı xımı” türküsünü ve birçoğunu. Elbette kurmanci türküleri de söylerdik. Ama onların bizim, yani zazaca konuşanların üretimleri olmadığıda aşikardır. Sorun burada Kurmanci ya da Kırmancki(zazaca) değil. Sorun olan, yüzyıllardır bize ait olan ve masalları ya da meseleleri ile büyüdüğümüz dillerimizin(Kurmanci- Kırmancki) bizlere yasaklanmaları sonucunda kültürümüzünde yok olmaya yüz tutmasıdır. Ben, bu projenin dillerin ayrışımına değil aksine bütünlüğüne hizmet edeceğini düşündüğüm için bir yazı ile destekleme ihtiyacı duydum. Bu projenin amacı belli; yitip gitmekte olan masalsı dilimizi güncel tutmak ve yarına taşımaktır. Şuan bir anadil tartışmasına girmeyi doğru bulmuyorum. Zaten yazımda da böyle bir çağrışım olduğunu düşünmüyorum. Saygılar.

    1. Ben teşekkür ediyorum sizlere böylesine anlamlı bir proje için kolları sıvayan değerli insanları görebilmekten dolayı ve yerel ama güzel yürekli insanların oluşturduğu bir siteye yorum yapabilmekten dolayı… çok güzel bir köyünüz var ve insanlarınız çok duyarlı… ne mutlu size hep böyle kalmanız dileğiyle.. saygılarımla eylem

  6. Sevgili Yoldas,

    senin yazdiklarina bir önceki yazimdada degindigim gibi, katiliyorum. Burda yanlis anlasilan bir sey yok bence. Bende senin yasadiklarini yasadim ve bize zorlan örgertmek istenilen dili, ve ne yazikki simdide o dilde düsüncelerimizi yaziyoruz, ben ta Orta Okulu bitirene (Karliova da) kadar iyi örgenemedim, dahada iyi bildigimi söyleyemem. Cünkü yabancisi oldugumuz bir dilli bize zorlan ögretmeye calistilar. Elbette ana dillimizi gelistirmek ve buna cok özenle yaklasmak gerek. Bunda seninlen hem fikirdeyiz ve Bu tartisilmaz bile.
    Bu ara gelisen Projede o yönlü ve destekliyoruz ve bundan sonrada gelen bu tür calismalrin yanindayiz.

    Ben sadece o zamanlarda sikca karsilastigim bir kaygimi dille getirdim.

    Saygilarla

  7. Proje basladi ama daha sonuclanmadi bunun icin calismalar devam ediyor.Anlamli bir adim atilmistir(Tuzluca-Mikail).Bu konuda katilimcilarin degerlendirmeleri görüslerini tartismaya acmalari önemli.
    Gelecekteki benzer calismalarin yapilmasi acisinda önemli bir ilk.
    Tartismada ortaya cikan yada Irfan in kuskulandigi”zazacilik” sonucu ortaya
    cikmiyor.Kaybolan diller arasinda görülen ANA dilimiz Zazaki dir-Kumaci degil.
    Bu nedenlede ortaya cikaracagimiz bulacagimiz her kelime bir hazine olacaktir.
    Türkceyi dayakla ögrendik,ama bilerek bu dilin kaybolusuna tanik oluyoruz.
    Gelecek calismalarimizda ,yetenekleri olan dile kismende olsa hakim olan
    arkadaslarin siir,türkü,beste vb.zazaca yazmalari bu noktada yogunlasmalari
    gereklidir.Birinci nesilden alacak soracak ögrenilecek sözlü bir tarihin olduguna inaniyorum.
    saygilarimla
    Hüseyin

  8. İnsan içine doğduğu toplumsal kültürün mayasını alır. Etrafını edindiği bu bellekle anlamlandırır… Her şeyin bir ismi olur farklı farklı dillerde…kimileyin aynı topraklarda akan nehirler, dikbaşlı inatçı dağlar, sonu gelmez endamlı ovalar genç geliinler misali süzülerek uzar gider,farklı anlamları olur, farklı isimlerle isimlendirilirler… Bazıları için öylesine akan bir nehirdir bir derinliği, anlamı yoktur..Amao nehirler, dağlar, ovalar, veya bir ziyaret bazı toplumsal kültürlerin ayrılmaz parçasıdırlar…O dilde başka anlamları vardır…gerçek manasından taşarak…moral dünyaları o suyla, o dağla, ovayla daha da bir anlam kazanır… dilin yüklediği mana daha bir derindir…O dildeki manayı bilince o suyun , dağın, ovanın, börtü böceğin, taşın toprağın, kurdun kuşun hatırı bilinir…Her ziyaretin bağrında bir ulu taşıdığı var sayılır. Can ile canan bir olur aynı bedende…Başka bir hayatın kapısı olur.
    İnsan yaşadığı yere benzer der ya şair, Tuzluca/ Mikail köylüleride çeşitli sebeplerden ötürü yaşadıkları toprakların dışına savrulmuşlardır ama, içine doğdukları toplumsal kültürün izlerini beraberinde götürmüşlerdir her gittikleri yere…Gün gelmiş o topraklara karşı sorumluluklarının olduğunu bilince çıkarmışlar. Ve köylerine çok amaçlı evler kazandırmışlardır. Ama bu binanların içine kendi anlam dünyalarının dilini de yerleştirmek adına , o toprakların diller ailesinin kadim dillerinden zazaca (kirmancki) yı da yok olma sınırının uzağından tutmak adına (Unesco 2009 raporu- Zazaca kaybolan diller arasındadır-Diller atlası /Türkiye) o dervişan topraklarda söylenen halk şarkılarını söylemişler…ve bunu bir albüm haline getirmek istiyorlar…Gelirini de yine gerek bu dili yaşatmak, ya da yine kendi köylerinde değişik projelere aktarmak istiyorlar…Kanımca çok manalı bir projedir…Bilinir, ya da çoğumuz okumuşuzdur serçenin masalını..orman yanmaktadır..Tüm hayvanlar sağa-sola kaçışmaktadır…Ama küçücük serçe uçup gölden ağzına alabildiği kadar su alıp gelip ormana bırakmaktadır…Öbür hayvanlar’ boşa bir çabadır,o azıcık suyla yangını söndüremezsin’ derler küçük serçeye. ‘ Biliyorum der serçe, elimden gelen budur, onu yapıyorum. Tuzluca/mikail köyü gençlerinin zazacanın ömrünü uzatmak adına yaptıkları bu girişim çok manidardır… En azından yapabileceklerini yapmaya çalışıyorlar.Bu dervişan toprakların kadim dillerinden olan zazacanın yaşatılması öncellikle zazacayı konuşanların vazifesidir…Başka insanların gelip dilimizi yaşatamayacağını sanırım hepimiz çok iyi bilmekteyiz. Her solan dil, diller bahçesinden bir renk götürür..Her giden renk soluk bir iz bırakır geriye…Ve diller mezarlığına bir kurban daha vermeden elimizden ne geliyorsa onu yapmaya başlayalım… Bu toprakların tılsımı bu dillerin güzelliğindeydi. Nasıl ki her çeşit çiçeğin olduğu bir bahçe daha güzel ise; her çiçeğin ayrı bir rengi, ayrı bir kokusu, ayrı bir dokusu vardır. Dillerinde keza öyledir…Hepsi ayrı bir güzellik katıyor, can katıyor o dervişan topraklara…Öyleyse soldurmadan güzellikleri bir yerden başlamalı…Birbirimize öğreteceğimiz çok kelime vardır söylenmedik bu gökkubbe altında…O dervişan topraklarda kendimizi tekrar bulmak adına, suyun, dağın, ovanın kutsal mekanların yüzü suyu hürmetine, ve bunu zazaca da daha derin bir manaya kavuşturan o güzel kelimelirin hatırına bir yerden başlayalım…Yakarılarını ilkin komşusuna sonra kendisi için dileyen analarımızın o söz dağarcıklarını hayata mal etme adına harekete geçmeli…’ Heq o verde der u cirané ma ré, ju het ra ki ma ré hetkari /ardimci be..bu dilin yakarıları güzeldir…yok olmasına göz yummayalım…dostlukla…

    Akman Gedik

  9. Söyleyeceklerim vardi.
    Geciktim.
    “Gecikeni hayat cezalandir” sözü benim icin de gecerli galiba. Güzel bir tartismayi kacirdim. Büyük bir ceza.
    Geciktirmek yapmamak degil ama.
    Söyleyeceklerim var:
    Projeyi destekliyorum. Dogru buluyorum. Özelikle cizgisini, anafikrini.
    Yakindan izledigim icin projeyi yürüten arkadaslarin düsünce ve yaklasimlarini da biliyorum.
    Gidenlerin memleketinde dogdugumuzu cocuk yaslarda giden babalarimizin gözyaslarindan ögrendik. Gidenlerin kervani büyüdükce büyüdü.

    Gidenler sadece insanlar degil, yetenekleri, bilgileri, birikimleri de beraberlerinde gitti. Ne insanlar ne de yetenek ve bilgileri geri döndü.

    Simdi tarihten silinme gibi bir tehlike ile karsi karsiyayiz. Buna karsi durmak, dilimizi, kültürümüzü yasatmaktan gecer. Bilgimizi, yeteneklerimizi bu yönlü kullanmak her halde büyük bir fedakarlik olmamasi gerekir.

    Yukaridaki tartisma ilginc. Contra yaklasim kadar pro yaklasim da anlasilir degil.
    Elestiri su: “Zazacilik” yapiliyor.
    Cevap: “Zazacilik olarak algilanmamali, dilimizi koruyoruz.”
    “Zazacilik iyi degil, zazacilik bölücülüktür, zazacilik baska güclerin kiskirtmasidir” algisindan yolla cikarak elestirilmis veya savunulmustur.

    Türk devleti tarafinda Kürtler icin söylenenler, Kürt meselesinin arkasinda duranlarin Zazalar icin tekrarlamasi ilginctir. Ilginc ama kabuledilemez.

    Soru: Zazacilik yapmak cok mu kötü bir olay?

    Ezilenin, sömürülenin, azinliklarin yaninda olanlar neden Zazalarin yaninda olamiyorlar? Zazalarin haklarini, dillerini ve kültürlerini savunmak neden bölücülük oluyor? Kimi bölüyor?

    Kurmanci gelisirken bizim dilimiz Zazaca neden yok olmanin esigine geliyor? Asil bölücülük; ait oldugumuz bütünün bizim bölümümüzün yok olmasina gözlerini yummasi, daha illeri giderek katki sunmasi degil midir?

    Türk devleti Kürt direnislerinin arkasinda hep yabancilarin kiskirtmasini görmüstür. “Biz kardesiz ama Ingilizler, Fransizlar Kürt kardeslerimizi kiskirtiyorlar” denildi, deniliyor. Zaza veya zazaca denildiginde hemen “devlet kiskirtmasi” olarak görülüyor, gösteriliyor olmasi benzer zihniyettin bir sonucudur. Bu benzerlik neyin nesi?

    Kafalara mihlanmis egemen anlayisdan arinmak, özgürlesmek gerekiyor.
    Bu anlayis kim tarafindan dayatiliyorsa dayatilsin, ortada yok olmanin esigine getirilmis, istiklal mahkemelerinde daragaclarini boylamis, munzur daglarinda jenoside ugratilmis, Kandilde “kemalistir” yaftasiyla kursuna dizdirilmis bu halk yasiyor, yasayacaktir.

    Evet ben Zazayim.

  10. siteniz takip etmeye çalışıyorum..kültürel açıda çok önemli çalışmalar yapılıyor..asimilasyona karşı ii mücadele..ama bir şeyi merak ediyorum mikail köyü nereye bağlı…il bazında…

  11. Bilgilendirme

    Ağustos 2011 yılından beri süre gelen albüm çalışmamız ve sonuçları üzerine köylülerimizi bilgilendirmek istiyoruz. Detaylı bilgilere geçmeden önce çalışma ve bu çalışma ile hedeflediklerimize bir-iki cümle ile değinmek doğru olur düşüncesindeyiz.

    Uçuk bir düşünce ile başlayan çalışmamız gelinen noktada artık ürün vermiş bir realite oldu. Köylülerimizin büyük bir özveri ve gayreti ile bu düzeye gelen çalışmamıza yabancı arkadaşların paha biçilmez destekleri de oldu. Bu arkadaşları tek tek isimleri ile anarak teşekkürlerimizi iletmek istiyoruz.

    Hayrani Kami, Erhan Ay, Onur Dalkaya, Fırat Dalkaya, Matthias Kurze, Orhan Şimşek ve Özgür Yıldız.

    Albüme seslerinin yanı sıra yaptıkları maddi ve manevi katkılarından dolayı tüm sanatçı arkadaşlara da teşekkür borcluyuz.

    Yine dağıtımı ve satımını sağlayan arkadaşlara teşekkürlerimizi iletmek istiyoruz. Duyarlı davranan tüm köylülerimize de teşekkürlerimizi söylemeden geçmek istemiyoruz.

    Bilindiği gibi albüm çalışmaları ve ortaya çıkan ürün ile bazı hedeflere ulaşmak istemiştik: Köylülerimizin ortak bir projesi olmasına önem verdik. Bu konuda başarılı olduğumuzu söyleyebiliriz. Dört-bir taraftan yardımlar geldi. Maddi ve manevi yardımlar geldi. Planlanmasından dağılımına kadar destekler azalmadı. Çok kisinin katıldığı, desteklediği bir çalışma oldu.

    “Kendi dilimizden olsun” ilkemiz yine köylülerimizin aktif katılımları ile değiştirilip çok dilli daha zengin bir çalışma haline getirildi. Ama Kendi dilimize ağırlık vermeyi de hiç gözardı etmediler. Sonuç olarak tüm köylülerimizin beğeni ve taktirlerini arkasına alan bir albüm ortaya çıktı.

    Bu çalışma sonrası ortaya çıkacak sonuçları doğru değerlendirmek de istedik. Albüm çalışmasını bir basamak olarak kullanıp kültür ve sanat konusunda yeni projeler gerçekleştirmek hedefimizden vazğeçmediğimizi belirtmek istiyoruz. Zaten köylülerimiz bu yönlü öneri ve düşüncelerini sürekli iletiyor ve desteklerini sunacaklarını da belirtiyorlar. Öneri olarak sunulanları şöyle sıralamak mümkün:

    Takvim, Şiir Kitabı, Resim Katalogu, Köyümüz ile ilgili araştırma yazıları (bitki örtüsü, yemek, sosyal yaşam, köyün tarihi vs.) Köylülerimiz bu yazının altına daha değişik önerilerini de sunabilirler.

    Elde edeceğimiz gelirin bir kesiminin tekrar köylerimize aktarılması da hedeflerimiz arasında idi. Bu konuda köy evlerine maddi yardımda bulunmak istiyorduk. Bu sözümüze de sahip çıkıyoruz. Mikaildeki Ce ma ya belli bir miktar aktaracağız. Tuzlucada oluşan eve köyün ortak projesi olmaktan çıktığı için aynı yardımda bulunamayacağız. Bunun yerine Tuzluca köyün ortak geliştirecekleri bir proje icin aynı miktari hazır tutuyoruz. Bu konuda bize ulaştırılan bazı öneriler şöyle: Okul bahçesini ağaçlandırmak, çocuk parkını oluşturmak, öğrencilerin bazı ihtiyaçlarını karşılamak. Değişik önerilere de açık olduğumuzu belirtmek istiyoruz.

    Detaylar:

    Ses kayıtları için harcanan miktar 1.000,00 Euro, CD´lerin basımı ve dağıtımı için harcanan miktar 1.030,00 Euro. Şu ana kadar satışdan elde edilen ve geri dönüşümü sağlanan miktar 5.930,00 Euro. Henüz Türkiyede satışı gerçekleşmemiş olan CD´leri Baykal Zorlu´ya, almanyada satılmamış olan CD´leri ise Tuncay Alp´a iade edilmesini sağlayacağız. Bundan sonraki geri dönüsümü ise, zamanı geldiğinde bu platformda tekrar siz köylülerimize duyuracağız.

    Mikaildeki Ce ma ya düşündüğümüz 1.000,00 Euro Mikail köy evi komisyon üyesi, Sayin Süleyman Akbaba´ya teslim edilecek. Tuzluca köyü için düşündüğümüz 1.000,00 Euro proje netleşdiği zaman gerekli yere gönderilmek üzeri hazır tutuluyor.

    Köyümüz gençlerinden Yağmur Erdoğana geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz ve umuyoruz ki kısa zamanda sağlıklı bir şekilde aramızda olur. Küçükde olsa, maddi destek olarak 500,00 Euro gereken yere gönderileceğini belirtiyoruz.

    Böyleliklen hedefimiz olan kültür ve sanat konusundaki yeni projeler icin toplam 1.400,00 Euro geriye kalıyor.
    Bu bilgileri ve bilançoyu değerli köylülerimizin ve dostlarımızın bilgisine sunmayı doğru buluyoruz.

    Sevgiler, saygılar

    VENGE MA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Check Also

Close
Close