Gelişen Süreç ve Siyasette Sokaktaki Vatandaşın Etkinliği ve Yeri Ne Olmalıdır?

Bilindiği gibi Türkiye de son süreçte bir açılım söz konusu olmuş ve bu süreç içinde sistem partileri genel kitle üzerinde baskılarını hissettirerek bir karmaşaya neden olmuşlardır. Nedir bu karmaşa?
Öncelikle adına Kürt açılımı denerek başlanan, daha sonra yumuşatılarak Demokratik açılım olarak değiştirilen bu çalışma ile hedeflenen gerçek amaç hiç bir zaman kitleye yeterince anlatılamamış ve içi kuşkular ve çelişkilerle dolu bir açılım dosyası bırakılmıştır. Sistem, kendine gelişen ve değişen Dünya sisteminin içinde yer açmak ve daha etken olmak için ülke gerçeği olan bir sorunu gündemine alarak, kendisinin de küresel değişime ayak uydurduğunun ve demokratik gelişmeler konusunda ne kadar ileride olduğunu gösterme çabası içine girmiştir. Fakat bunu yaparken Dünya ya hâkim olan güçlerin kırmızıçizgilerini ihmal etmemeyi unutmamış ve buna sonuna kadar sadık kalmıştır. İktidar olan ve ona sözüm ona muhalif olan parlamento partileri danışıklı bir dövüş içine girerek bir keşmekeş ortamı yaratmış ve bunu en iyi şekilde sokaktaki vatandaşa yansıtmışlardır. Amaçları kendileri dışında hiçbir gücün bu gerçeği değiştirmemesi gerçeğidir. Kendilerinden farklı olanı ve gerçekten bu işin çözümünü isteyen bir iradeyi de oyun dışı bırakmış ve onları seçen kitleyi hiçe saymışlardır. Aslında buraya kadar olan süreçte, sisteme uygun olan, çokta beklenti içine girilmemesi gerekir.
Asıl kurcalanması gereken şey, gücü elinde bulunduran sistemin gerçekten bir ülkedeki en büyük sorun haline gelen bir talebi layıkıyla yerine getirip getiremeyeceğidir. Sistemin dışında olan ve bedel ödeyerek konuyu bu noktaya taşıyan bir hareketin ise sunulan bu projeyi gerçekleşecekmiş gibi algılayıp umuda kapılması ve kendi seçmenini veya halkını bu yanılgıya sürüklemesidir. Çünkü dün umut bağlanan açılım, bugün bir karmaşaya dönüşmüştür.
Yönetimi sadece parlamento ile sınırlı olmayan, bunun dışında karanlık güçlerin ve oligarşi bir sistem ile yönetilen bir memleket elbette ki hak edileni hak edene al gülüm demez. Hepimiz biliriz ki bu sistemler toplumu atomlarına ayırır ve öyle yönetirler. Kendi gerçeğine aykırı olan ve gücünü tehdit eden hiçbir oluşuma hoşgörülü yaklaşmadığı gibi onu kendi baskın gücü ile sindirmek ister. Bunu çeşitli yöntemler ile yaparlar ve eğer denedikleri yöntemler başarılı sonuçlanmaz ise mutlaka yedek bir yöntemleri vardır. Yıllarca bu yöntemleri denedikten sonra başarıya ulaşamayınca tasfiye yöntemine başvurdular ki, buda neredeyse amacına ulaşacakken ters tepti. Ters tepmesinin nedeni ise sunulan açılım dosyasına kendilerinin bile ihanet etmesindendir. Bu çok normal çünkü güç olan odak dile bal sürer ama yutkunmasına ve midenin muradına ermesine izin vermez. Bu da onun en temel yaklaşımıdır. Dünya?da hiçbir kapitalist güç hak isteyene al senin hakkın bu demez. Ama bizim ülkemizde bu yanılgıya düşülmüş ve umuda kapılmıştır Kürt halkı.
Bütün bu olanların yanında sokaktaki vatandaşların iradelerden farklı tepki göstermeleri ve hür iradeleriyle siyasete dâhil olmaları gerekirken. Aksi bir tutum sergilenerek medya ve diğer baskı araçları ile yanlı tavır sergilemeleri asıl ürkütücü olandır. Kürt halkı kendi meşru hakkını savunur ve bu çok doğaldır. Ama diğer taraftan onların demokratik hak taleplerine kan kusan ve kin güden diğer vatandaşların öfke ile saldırmaları da normal değildir. Normal değil çünkü kendi öz bilinçleri ile bu tür saldırgan eylemleri planlamaları neredeyse mümkün değil. Bunun yanında Kürt halkının da daha sağduyulu ve mantıklı olması gereklidir. Çoğu yerde yapılan eylemler masum kitleleri de etkilemiş ve ağır eleştirilere maruz kalmalarına neden olmuştur. Toplumumuzun bu tür gelişmelerde aşırı reaksiyon gösterip sağduyunun dışına çıkmasının asıl nedeni maalesef okuma ve araştırma alışkanlığı edinmemesidir. Sıradan vatandaş kapitalist yönetimlerde alıştırıldığı gibi kendisine verilenin yeterli olduğunu kanıksar ve buna göre yönlendirilmeye açık olur. Ona öğretildiği gibi asla sorgulamaz ve sadece yöneten ve yönlendirenin doğrularını doğru olarak kabul eder. Bu durumda ise asla kendi ve toplum yararına düşünemez ve hareket edemez. Doğal olarak ta siyasal anlamda da bağımsız olmadıkları için kendilerine ait siyasal çözümlemeleri de olmaz. Diğer taraftan bunu Kürt halkı için söylememiz pek mümkün değil. Nedeni ise çok kısada olsa ülkede gördüğü ve karşılaştığı muamelelerdir. Ama bu asla kendilerini yeterli derecede bireysel olarak geliştirdiği anlamına gelmemeli. Çünkü biliyoruz ki bu durum hiçte böyle değildir. Onları şimdilik haklı kılan tek şey sadece meşru hak talepleridir.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki; Türkiye toplumu özünde genel olarak eğitimden çok kopuk olduğu için, bugün toplumsal tüm gelişmelerde kendi hür iradelerini yansıtamamaktadırlar. Bu durum her meşru hak aramada toplumların karşı karşıya gelmesine neden olmaktadır. Unutulmamalıdır ki cehalet, yöneten egemenlerin ekmeğine yağ sürer.






